Mardin’de İngilizce Oyun Grubu

Herkese merhaba, normal blog yazısı değil de bilgilendirme yazısı olacak bu post kusura bakmayın.

Ne zamandır aklımda olan bir şey var… biraz güç toplamam lazımdı sağlam bir karar verebilmek için. Sanıyorum ki o gücü topladım ben. Kitap, hikaye aşığı olduğumu daha önce söylemiştim. Özellikle çocuk kitapları hastasıyım. 

Eskiden de üç yıl gibi Harika zamanımı çocuk kitabevinde geçirmiştim. 

Ekim ayının ilk haftasından itibaren 2-4 yaş, 5-7 yaş için İngilizce ve Türkçe oyun grupları başlatmaya karar verdim. 1.5 saatlik zaman diliminde hikaye, şarkılar ve motor becerilerini geliştirecek aktiviteler olacak. 7-9 yaş arası içinde İngilizce hikaye anlatımı olacak.

Duyduk duymadık demeyin. Mardin’de ki arkadaşlarınıza durumu anlatın. 

Ben çok heyecanlıyım. Hem çocuklara hikaye sevgisini aşılayıp, hem de çok eğleneceğiz. 

Bu arada küçük yaş gruplarının yanında mutlaka bir ebeveyn bulunması şartı var. Çünkü hep beraber eğleneceğiz.

Reklamlar

Hayaller Diyarı

  
Hayaller! Küçük bir kızken sürekli hayal kurardım. Bazen çok uçuk hayallerdi bunlar, bazen de çok küçük hayaller. 

Genelde kitaplar beni bu hayal Dünyasına sürükleyen en önemli araçtır. Kitaplar da istediğim karakter olabilme şansım var. İstediğim şeyi yapabilme şansım. 

Her kitap ayrı bir hayal diyarı, ayrı bir macera. Kitabın ilk sayfasında başlar bu maceralarım, son sayfasında son bulur. O yüzden her bir kitap ayrı değer taşır. 

Çünkü gerek okulda, gerek başka ortamlarda bu hayallerimi çok törpülediler. Zaman geçtikçe hayal kurmamaya başladım. Yani büyümeye başladığımı söylediler. Ben de yavaş yavaş hayallerimden vazgeçtim. Sonuçta büyüyordum. Artık Yetişkin bir kadın oldum… Neredeyse hiç hayal kurmuyordum. Ta ki Odelia’yı ilk kucağıma alana dek. O ilk dakikada hayaller kurmaya devam ettim. Sonra tekrar hayaller kurmaya başladım. Çünkü çok önemli bir görevim vardı artık. Hayal kurmayı öğretmek gibi zorlu bir görevdi bu. Bunun için önce benim hayal kurmam gerekliydi. Daha sonra bunu öğretebilirdim. Öyle de oldu. Biraz zaman aldı sesli hayal kurmaya başlamam için tekrar. Zorlu bir dönemdi, sancılı geçmişti. Sonunda yetişkinlerle Zıt düşmek gibi bir sonucu vardı. Belki de arkadaşlıklarımın bazılarını kaybedecektim. Ama olsundu. Ben tekrar eski ben olacaktım. Öyle de oldu.

Şimdi çocuklarımla beraber hayal kuruyoruz. Bazen abartıyoruz, işin suyunu çıkarıyoruz. Ama olsun eğer bir insan hayal kurmaktan vazgeçmişse nefes alamaz hale gelir. Kendisi değil de başkaları olur. Önemli olan tabuları kırmak. Çocuklarıma en büyük öğüdüm şu: hayal kurmaktan asla vazgeçmeyin! Ne olursa olsun, kim ne söylerse söylesin, hep hayal kurun. O gerçeşince daha da büyük hayal kurun!

Benim şimdi üzerine çalıştığım bir hayalim var. Roman yazmak. Çoğu zaman Başkalarını dinledim. Kitabın yarısında hikayeyi silip attım. 

Roman yazmak kim, sen kim diye kendimi çok hırpaladım. Ama en sonunda kararlı bir şekilde yine başladım. Şimdiki hayalim onu tamamlamak. Ya tutar ya tutmaz. Orası hiç belli olmaz.

Çocuklarınıza hayal kurmayı öğretin. Ama önce siz tekrar hayal kurmaya başlayın.

Nasrettin Hocanın göle maya çalması gibi. 

Ya tutarsa?!?

Son Sosis

  
Eğri oturup doğru konuşalım. Biraz özeleştiri yazısıdır bu. Uyarmadı demeyin sonra. Hepimizin ipin ucunu kaçırdığımız zamanlar mutlaka olmuştur. Arada pek sağlıklı olmayan yiyecekler içecekler kullandığım da oluyor. Maalesef. David sosis almıştı marketten. Şu en iyi marka olan Maret cinsinden. “A iyi marka zaten canım” deyip bahanem ve kalkanımı hazırlamıştım. İçim hem rahat, hem çok rahatsızdı. Doğal beslenmek isteyip, arada kaçamaklar yapan bir tiptim. Şu son zamanlarda bu kaçamaklar bayağı bir artmıştı. Belki de onca işin arasında işime geliyordu. Bilmiyorum. Kolay olduğu içinde sevinmiyorum diyemezdim. 

Ta ki bugüne kadar. Attan düşmüşe döndüm. Bizim çocukların egzaması artmaya başladı. Bayağı hassas ve kuru ciltleri. Hava faktörüne bağladım. Ama bu akşam çocuklar için o aldığımız meşhur sosisten yaptım. Çocuklar yediler. Buraya kadar herşey iyi. Ama gerçekte öyle değilmiş. Tabakları temizlerken tamamen farklı bir renk gördüm. Pembe lekeler. İçinde ne var bilmiyorum. Bakmaya da cesaretim yok açıkçası. Ama çocuklarıma verdiğim zararı anladım. 

Zararın neresinden dönülürse kârdır misali, David’le radikal bir karar aldık. O sosis bizim son sosisimizdi. Birkaç şeyi de tamamen çıkartmaya karar verdik hayatımızdan. 

Farklılıkları hep beraber göreceğiz.

Yarı Zamanlı Tuvalet Eğitimi

Attachment-1 (2)

Daha önce bahsetmiştim. Bizim Abbey kız, tuvalet eğitimi için kendisine en iyi zamanı seçmiş diye. Evet ben her ne kadar da hazır olmasam bile, bu onun eğitimi ve bu onun için en uygun zaman. Her üç çocuğumda da bu hep böyle oldu. Ben arada yaptığım (çoğu zaman) gibi bazen benim zamanımı çocuklara adapte etmeye çalıştım. Bu tuvalet eğitiminde de aynısı oldu. Sonuç mu?

Elimde bez, önümde kova çocukların gittiği odaları izlerinden takip eder olup, o izleri tek tek temizlemek ve sonunda pes etmek oldu. Çünkü bu çocuklar için uygun zaman değildi.

Çocuklarınızı gözlemlediğiniz zaman, göreceksiniz ki çocuklar kendi çaplarında size zaten mesaj yolluyorlar. Bu evrene yollanan mesajlar gibi değil. Daha basit oluyorlar. Sadece gözlemlemek ve uygulamak kalıyor bize.

Çiş, kaka gibi basit ama hayati mesajlar çoğunlukla. En azından benim çocuklar öyle mesajlar verdiler.

Ödül yöntemini kullanmıyoruz biz. Zaten pek de bir işe yaramıyor hani. Bizim ki daha basit oluyor. Bir adet lazımlığımız, çocuğa çişi yada kakası geldiğinde oraya nasıl oturacağını anlatıyorum. Tabi bunu tatbikata da dönüştürüyoruz. Bazen karşısında maymun da oluyoruz. Olsun. O bu büyük adımı atsın da, biz tüm hayvanlar alemi olmaya da razıyız.

Her yarım saatte çişi yada kakası olup olmadığını sorup, hatırlatmakta yarar var. Çoğu zaman bunun cevabı olumlu oluyor ve siz her lazımlığa denk gelen çiş için kendinizle ve çocuğunuzla gurur duyuyorsunuz. Hatta çığlık çığlığa ilk çişi kutluyorsunuz bile. En azından ben fazla reaksiyon gösterdiğim için öyle yapıyorum. Her çiş beni bir bezden kurtarıyor. Her bezden tasarruf ta, aile bütçesine ciddi bir artı olarak geri dönüyor.

Çocuk çişini yada kakasını yaptıktan sonra tuvalet kağıdıyla tanıştırıyorsunuz. Çok hoşuna gidiyor Abbey’nin. Büyük bir merasimle lazımlığı klozete döküp, şifonu çekerken “güle güle” seanslarımız da en sevdiklerimiz arasında.

Bizim olmazsa olmazlarımız yani.

Yalnız bunun püf noktası var. Bu tuvalet eğitimini tamamlayana kadar çocukları kızdırmamaya bakın. Yoksa bizim Abbey’nin yaptığı gibi, gözünüze baka baka halınızın ortasına işeyiveriyorlar.

Demedi demeyin.

Biz hala yarı zamanlıyız. Yani geceleri hala bez kullananlardanız. Şu anda yorgan, çarşaf yıkama törenleri için çok yorgunum. Ama dört numara doğar doğmaz, yarı zamandan tam zamana doğru bir geçiş çalışmalarımız olacak. Burada da yazacağım.

Demem o ki, çocuğunuz için en uygun zamanı seçsin.

Haftada Bir Hamburger

  
Biz bazı yemekleri aile geleneği haline getirmeyi seviyoruz. Bazı yemekleri, her hafta aynı gün yemek gibi. Tabi ki misafir yoksa o gün. Çocukların sevdiği bir yemekse bir de, o günü iple çekiyor çocuklar.

Malum çok seçici oluyorlar. Benim iki büyüklük öyle. Biri peynir yemez, diğeri bayılır. Biri et sevmez, diğeri hergün yese bıkmaz. Biri brokoli aşığıdır, diğeri dokunmaz bile. Beş parmağın beşi bir olmuyor. Dolayısıyla çocuklar da öyle.

Tüm çocukların ortak sevdikleri yemekler de vardır mesela. Pizza, hamburger bunların BAŞINDA gelir. E malum dışarıda yemek hem çok masraflı (bizim gibi kalabalık bir aileyseniz özellikle), hem de insanın içine sinmeyen bir çok faktörle karşı karşıya kalıyorsunuz. Çocuklar da hamburgeri çok seviyorlar. Ne yapmalı diye düşünürken, biz bulduk çareyi. Hem daha ucuz, hem içimiz rahat, hem de çocuklarla daha iyi zaman geçirme şansımız var. Yani hem baba mutlu, hem anne mutlu, hem de çocuklar. Bir taşla 5 kuş yani.

Biz Cuma akşamları kendi hamburgerimizi kendimiz yapıyoruz.

Malzemeler

Yarim kilo kıyma ( siz daha az da kullanabilirsiniz. Bizim sayımız malum)

Karabiber 

Galeta yada tam buğday unu

Tuz

Soğan (rendelenmiş)

Sarımsak

Papatya ekmek yada Hamburger ekmeği

Marul

Domates

Salatalık

Yapılışı

Köfteyi hazırlayın

Kızartmak yerine tost makinesini tercih ettik biz. 3’er dakika her bir yüzeyi olacak şekilde pişirdik. Toplamda 6 dakika.

Birkaç ufak insanı size yardım etmesi için yanınıza çağırın. Bende üç küçük insan olduğu için biraz daha kısa sürdü yapması. Mutfağı toplamasını hiiiç sormayın.

JJ marulları, domatesleri ve salatalıkları yıkadı.

Odelia domatesleri ve salatalıkları kesti. Tabi ki benim gözetimim altında.

Abbey de ekmekleri ikiye ayırdı.

Tam takım çalışması yani. Sonra kendi hamburgerlerini kendileri yaptılar. Hem kendileriyle gurur duydular, hem öğrendiler, hem de ikişer tane Hamburger yediler. 

Herşeyin bir çözümü, bir yolu var. Haftada bir defa hamburger yemenin yolu da bizim için bu.

Afiyet olsun!

Legolar Hakkındaki Gerçekler

  
Legolar… Birçok çocuk için vazgeçilmezler arasında. Özellikle hayal kurmayı ve birşeyler icat etmeyi seven çocukların olmazsa olmazı. Hem hayal güçlerini geliştirmekte, hem de motor becerilerini.  Bizim evde de çoğu evde olduğu gibi kopamadığımız bir ilişki var. Küçük çocuklar için olan büyük parçalar da büyük rağbetteydi evimizde. Ta ki o güne kadar.

  
Arabalar serisini ve kocaman bir uçak legosunu uygun bir fiyata ikinci el alana kadar… 

Daha üç ay önce 4 yaşına girmiş olan JJ oğlan, başka oyuncakların yüzüne bakmaz oldu. Evdeki masalardan bir tanesi sırf bu Legolara ayrıldı. Babayla daha fazla kaliteli zamanlar geçirilmeye başlandı. Babayla, çünkü annenin o küçücük parçalara ayıracak zamanı genelde olmuyor. Büyük Parça legolar görüyor benim işimi.

Neyse bu gözünü sevdiğim, canım legoların bayağı bir artısı oldu. 

1.

Oyalanmak isteyen bebelerin koyun önüne legoları, sonra izleyin ve görün. Sessiz olduklarında “hangi yaramazlık peşinde” diye endişelenmeye gerek yok. Lego tasarımlarıyla uğraşmaktan, evdeki tüm “sakıncalı ama çok cazip” yerleri tamamen unutuyorlar. 

2.

Küçücük kafalarının içindeki paha biçilemez hayalleri, kurguları az da olsa görebiliyorsunuz. Yetişkinlerin anlam ve Önem vermediği o hayal güçleri sayesinde, yepyeni icatlar çıkacaktır.

3.

Motor becerileri bayağı bir gelişecektir.

4. 

Daha hızlı düşünme becerilerini geliştireceklerdir. Neden sonuç ilişkisini daha hızlı kavrayabileceklerdir. 

5.

Evde eğitim konusunda birebirdir. Bir çok konu anlatımında kullanılabilir.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere. Üç madde de olumsuz Yönleri vardır.

1. 

Bağımlılık yapıyor. Kocam  bazen çocuklar uyurken de legoların başından ayrılmıyor. Bahanesi ise çocuklara öğretmek için becerilerini geliştiriyor. Ben de inandım 😂

2.

Dağınıklık. Küçük küçük parçalar. Toplaması da uzun Sürüyor tabi. Bizim bulduğumuz yöntem bir masanın üzerinde legoları yapmak ve ayrı ayrı poşetlerde tutmak. Böylece küçük parçalar da karışmayacak birbirine.

3.

Bu son ve en kötü yani legoların. Sakin ha sakın, bir legonun üzerine basmayın. Doğumla eş değer bir acısı bulunmakta. Hatta psikolog bir arkadaşım (Ceren bu sensin) acıları üçe ayırır.

  1. Bedensel acı

2.Ruhsal acı 

  1. Legonun üzerine bastığınız zaman ki acı.

Doğru Söze ne denir?!?

Yukarıdaki görüşler tamamen bir annenin görüşleridir. İsveç bilimadamlarının deney sonuçlarına dayanmamaktadır.

Ve kesinlikle Lego benim sponsorum falan değildir keşke olsaydı… Lego tr sorumluları duyarsınız umarım bunu.

Bunlar memnuniyet yazısıdır sadece.

4 Çocukla Bir Ay Alışverişsiz Yaşamak Mümkün mü?

  
4 Numaralı bebeğimiz hala gelmedi. Zaten daha 8 hafta var. Bu 8 hafta içinde istediği zaman gelebilir.

Yeni bir bebek, yeni masraflar demek çoğu kişi için. Bizdeki durum biraz farklı. 

Şu anda İstanbul’dayız. Çocuklarımızın çoğu kıyafetleri, Kitapları, kişisel eşyaları burada. Ihtiyacımız olanları, yeni evimize götürmek için ayırıyoruz. Ve gelecek kızımız için hiç bir eşyaya ihtiyacımız olmayacak. Satın almamız gereken HİÇ BİRŞEY yok. Bez hariç. Kumaş bezlerimiz var. Gerekli olur diye tek kullanımlık bez almamız lazım.

Odelia için gerekli kıyafetleri facebooktan ikinci el satan gruplardan temin ettim. JJ için de aynı şekilde. Abbey’nin kıyafetleri Odelia’dan kalanlar.

Hamilelik döneminde benim birkaç şeye ihtiyacım olmuştu ve bunları yine aynı gruplardan çok uygun fiyata temin ettim.

Aktivite, ev okulu ve gıda harici ürünleri pek almamaya karar verdik bu yıl. Önümüze bir yıllık bir plan çizmek yerine, aylık olarak bir plan yapacağız. Böylece hedeflerimize ulaşmak için daha gerçekçi bir çizelge izleyeceğiz. Bu bir hafta çizimlerimle ilgili almam gereken bazı gereçler var. Onları temin ettikten sonra başlayacağız bu döneme.

Çocuklarla alışverişsiz bir ay yaşamak, yada harcamalarınızı en aza indirgemek gerçekten mümkün.

1. Olmasa da olur!

Evet! Bir çok harcamalar olmasa da olurlardan. Bunların hangileri olduğuna ailece karar verin. Olmasa da olur uygulamasına başlayın.

2. Onarın!

Kıyafetlerin söküklerini daha fazla dikin. Atmak yerine, yenisini almak yerine onarın. Ayakkabılar da aynı şekilde.

3. İkinci El Kullanın

Ikinci el eşya kullanmak ayıp yada günah değil. Çok çok uygun fiyatlara, sizin ihtiyacınız olan eşyaları bulabilirsiniz. Facebook’ta birçok grup var bununla ilgili. Güvenilir grupları bulup alışverişe başlayabilirsiniz. Bizim çok kullandığımız bir Yöntem bu. 4. bebeğimiz için en çok gerekli olan araba koltuğunu çok uygun bir fiyata aldık.

4. Tüketmek Yerine Üretin!

Tüketici olmak yerine daha fazla üretin. Hem masrafları bayağı bir azaltmış olursunuz, hem de üretmenin vermiş olduğu mutluluğa ulaşırsınız.

Bizim başlı başına yaptığımız uygulamalar bunlar. Umarım hepinize bir şekilde yararlı olur.

Ev İşlerinde Çocukların Görevleri

  
Çocuklarla ev işi yapmak, fırtınada saç taramak gibi birşey. Özellikle bizim gibi en büyüğü 5 yaşında 3 çocuğunuz bir de 22 haftalık dördüncü çocuğa hamileyseniz, işler beklediğinizden daha karmaşık olabilir. Bizim yardımcımız yada çocuk bakıcımız da yok. O yüzden tek tabancayız diyebiliriz. 

Çoğu zaman evimiz, çocuksuz evlere oranla dağınıktır. Ama pis değildir. Bu dağınıklığı da minimuma indirecek yöntemlerimiz var!!! 

Sıkı durun… Ev işlerinde çocuklarımızında görevleri vardır. Evet ev işlerinde onlar da bize yardım etmektedirler. Çünkü onlar da bizim evimizin bir bireyidir. Sorumluluklar ve görevler alarak bu duyguyu daha da pekiştiriyorlar aynı anda ev daha da derli toplu olup, eve benziyor.

  
1. Basit görevler verin.

Çocuklara basit görevler verin. Her çocuğun iş yapabilme kapasitesi vardır. Çocuğun yaşına ve becerilerini göz önüne ALIN. Örneğin Odelia (5.5 yaşında) kırılabilecek olan eşyaları yeni yeni taşımaya başladı, cam bardak ve tabaklar gibi. Masayı tüm çocuklarla birlikte hazırlayıp, temizliyoruz. 

2. İşleri yaparken aynı zamanda eğlenin.

Her işin bir eğlenceli yanı vardır. Size düşen görev çocukların iş yaparken eğlenmelerini sağlamak hatta beraber eğlenebilirsiniz. 

Örneğin çamaşırları katlarken renklere göre ayırabilirler. Aynı anda çamaşırları katlayıp, renkleri de öğrenip alıştırma yapabilirler. Bir taşta iki kuş vurmak diye ben buna derim. 

  
3. Çocukları mutfağa sokmaktan çekinmeyin. 

Mutfakta çocuklar için o kadar çok yapılacak iş var ki bulaşık makinesini boşaltmaktan tutun, yemek yapmaya kadar. Çocuklar yemek yaparken çok eğleniyorlar. Aynı anda bir çok şey de öğreniyorlar. Sayı saymak, besin değerleri, renkler, dokular… Bunun gibi bir çok şey var listede. Yaptıkları yemekleri (çünkü onlara göre onlar yemek yapıyorlar, siz sadece yardım ediyorsunuz 😁😜) daha fazla yiyorlar.

4. Kendi eşyalarını kendileri toplasın.

Özellikle kendi odaları, yatakları ve oyuncaklarını çocuklar kendileri toplasınlar. Hem sorumluluk almayı öğrenecekler, hem de düzenli olmayı alışkanlık haline getirecekler.

Bizim yöntemimiz bu. Yoksa evimizde adım atacak yer kalmaz. Sizin yöntemleriniz neler?!?

 Sri Lanka’da Son günlerimiz

  

 

Bir Colombo, bir Jaffna hakkında yazayım dedim ki haksızlık olmasın bu güzel şehre. Eşim buralı olduğu için çoğu zamanımız burada geçti. Burası gerçekten güzel bir şehir olmasına rağmen değerini bilen pek yok! Mesela kumsalları o kadar güzel ki, orada aylarca kalabilirim. Ama bomboş olması beni bir o kadar şaşırttı, bir o kadar da üzdü. 

  
İnsanların hayatları sadece iş, okul ve Tapınak arasında geçiyor. 

 
Biz üç kalmayı planlarken kayınvalidem ve sürekli hastalık unsurları iki ayın gayet de yeterli olacağını hatırlatması gereğiyle 9 gün sonra dönüyoruz!  

Bebelerin her tarafının yara bere olması da işin cabası. Alerji diye düşünüyoruz. 

Buradayken fazla internet kullanamıyoruz. Adsl var internet var amma ve lakin adslin kapalı Olması gerektiğini savunan MBA okumuş bir de görümce var! 

 
Bu tatilde (hmm ne kadar tatil olduğu konusunda şüphelerim var) öğrendiğim bir çok ders var.

  1. Kayınvalideymiş, akrabaymış bunlarla yaşama gibi bir şey söz konusu bile OLAMAZ!
  2. Kimse için hiçbir şeyimi değiştirmeme gerek yok. Şayet kimseyi mutlu edemiyorsun!

  3. Kendim mutlu değilsem, çocuklarımı da çevremdekileri de mutlu edemiyorum.

  4. Saçlarımı Colombo’ya gider gitmez ilk işim kestirmek. Zaten istiyordum. Bitlenince mecbur kalıyorum.

  5. Yanında her zaman bit ilacı taşı.

  6. Bir bavul oyuncak getirmeye gerek yok.

  7. Yanında kendin için bir iki kitap taşımayı asla unutma.

  8. Her kötü işin bir getirisi var. Mesela roman yazmaya başladım. Bir ay içinde bitmesini umuyorum. Bir de basacak yayınevi buldu mu keyfime diyecek yok.

Bizi takip etmeye devam edin! Şayet memlekette bol bol yazacağım, resimler koyacağım. 

Emzirmek mi? O da neymiş öyle?!?

DSC_0573

Ben üç bebemi de pek problem olmadan emzirebilen şanslı kadınlar bir tanesiyim. Bir önceki çocuğumu diğerine hamile kaldığım zamanlarda bile emzirdim. Vücudumun bana izin verdiği yere kadar. Çünkü hem hamilelik nedeniyle hem de emzirirken, ister istemez yoruluyor insan.

Odelia  6 haftalıkken Sri Lanka’ya gittik ve eşimin ailesiyle kaldık 4 ay boyunca. Tabi ki dil problemi, kültür problemi derken bebek nasıl bakılıra geldi çattı problemler. Kayınvalidem bebek nasıl taşınır, nasıl konuşulur gibi şeylerde ona göre hatalı olduğum yanları söyleyip duruyordu. 6 çocuğu olan ve hepsine tek başına bakmış bir kadınla, 20 yaşında ilk çocuğunu okuduğu onlarca kitaba göre yetiştirmeye çalışan bir kadın arasındaki farklardan bahsediyoruz. Buna kültürü, nesil farkını da eklersek ortaya bir karışık söylemekten farkı yoktur bunun.

Yine bir gün, oturmuş bebeğimi emzirirken 40+ C sıcakta bir battaniyenin altında, kayınvalidem yanıma geldi yine. “Eyvah yine dersler başlıyor” diye içimden geçirmedim desem yalan olur. Bir şeyler konuşmaya başladı ve Odelia’nın üzerindeki battaniyeyi aldı. Ben yine anlamadığım için öyle kalakaldım. Görümcemi çağırdım ve tam olarak kayınvalidemin ne söylediğini sordum. Görümcem başladı anlatmaya “Hava çok sıcak, bu battaniye bebeği çok rahatsız ediyor. Sen bebeğini emzirirken ayıp birşeyler yapmıyorsun. Belki utanabilirsin biraz ama bebeğin sadece yemek yiyor. Sen yemek yerken ayıp diye bir battaniyenin altına girmiyorsan, bebeğine bunu yapmaya da hakkın yok!” dedi. Bu sefer tamamen haklıydı. Eğer Tanrı, bebekleri bu şekilde doyurmamız için bizim vücudumuzu dizayn ettiyse biz neden bunu çok utanılası birşeymiş gibi gösteriyoruz?

Ondan sonra o örtüyü pek kullanmadım. Etrafıma baktığım zaman bazı kadınlarında benim gibi davrandığını gördüm. Evet genelde kötü bakışlar var ama malesef bu zannettiğimiz gibi erkeklerden değil çoğunlukla! Kadınlar! Kadınlar, birbiri üzerinde bu baskıyı kuranlar daha çok! Kocam bakmasın, kocam görmesin diye… Ben ne zaman bu sohbete girsem mutlaka, bir ya da iki kadın vardır insan içinde emzirmenin ne kadar kötü olduğunu savunan.

Bir arkadaşıma sordum “Sen de bebeğini emziriyorsun, Gördüğün sadece süt veren bir anne. Neden buna karşısın?” diye. Aldığım cevap şuydu “Kocam neden başka kadının memelerini görüp, tahrik olsun ki”! Kusura bakmayın arkadaş, eğer kocalarınız emziren bir anne görüp tahrik oluyorlarsa malesef bir “sapıkla” evlenmişsinizdir.

Küçük bir şehirde oturduğumuzu bir kaç defa söyledim. Güneydoğuda. Burada kadınlar genelde sokakta emziriyorlar. Geçen bir erkeğin bile dönüp baktığını görmedim.

Dün bir kaç arkadaşımızı görmek için bir köye gittik. Bir kadın geldi 4 aylık bebeğiyle. Belki 7 tane erkek, 5-6 kadın oturuyorduk bir odada. Kadın memesini çıkarıp bebeğini emzirmeye başladı. Ben o kadar çok sevindim ki, yol boyunca eşimle konuştuk. Eşim de bana kadının en iyisini yapıp, hiç kimseyi düşünmeden emzirdiğini söyledi. Eşime o kadınların sürekli bahane ettikleri olayı sordum. “Kadın emzirirken tahrik oldun mu?”

Eşimin verdiği cevap o kadar çok hoşuma gitti ki! “Bebeğini emziren bir kadından tahrik olunmaz. Memesinin tamamı da dışarıda olsa, o kadına sadece ‘bebeğini emziren bir anne’ gözüyle bakılır. Aksine yapan adam tamamen sapıktır”

Malesef ikizlerimi kaybettikten sonra, kullandığım ilaçlardan dolayı Abbey’i emzirmeyi bıraktım. Ama hayatımda yaptığım en iyi şeylerden bir tanesidir emzirmektir.

O yüzden çocuklarınızı her yerde ve her zaman emzirmekten çekinmeyin!

Emzirme haftamız kutlu olsun!!!