Keşkeler ve İyikiler

  
Bu ikisi her ne kadar da zıt olsa, birbirini tamamlayan iki kardeş edasıyla dolaşıp dururlar.

Hayatta keşkesiz ve iyikisiz bir durum değerlendirmesi yok. Bende de çok var onlardan. Keşkelerim ve iyikilerim. Beni tamamlarlar. Beni ben yaparlar. Bazen bir diken olurlar, batan parmağımızdan çıkartmaya çalıştığımızda daha da derine kaçarlar. Canımızı daha da yakarlar. Ama kimsenin bize öğretemedikleri dersleri öğretmekle birebirdirler. 

Bir de madalyonun diğer bir yüzü var. Bu iyikilerimiz. Bizi daha da umutlandırırlar. Bir nevi teşviktir, kamçıdır önümüzde. Kelebek misalidir. Düşündüğümüzde içimizde pır pır uçar. Bir de tırtıllık dönemi vardır bu iyikilerin. Önce pek değersiz gibi durur ve sonradan rengarenk güzel bir kelebeğe döner. Güzel sonuçlar doğurur yani.

Başka bir durum vardır ikisini de aynı şey için söylediğin. Farklı sonuçlar olsaydı ne yapardın bilemediğin.

Bir yıl oldu. Hope ve Noah’yı kaybedeli koskoca bir sene. Bu bir senede onları düşünmediğim bir saat bile yok. Tüm hücrelerim hala yakarıyor. Tanımadığım çocuklarıma karşı hiç bitmeyen bir garip özlemim var. Keşkelerle dolu bir anı. Gözyaşım olmadan düşünmediğim zor zamanım var benim. Abarttığımı Düşünen insanlar var etrafımda, saçmaladığımı düşünen kaç çocuğun var cevabına tereddütle verdiğim cevaplar var benim.

Bir de iyikilerim var. Iki buçuk ay önce kucağıma gelen başka bir yavrum var benim. Tanrı’nın kendimi tamamen kaybetmeme, mecnun olmama izin vermediği için her gün Öpüp kokladığım ayrı bir canım var benim. 

O yüzden iyikilerim ve keşkelerim var benim.

Ya sizin?

Reklamlar

Bir Masal Anlatsam…

  
Odelia, JJ, Abbey, Meera ve bir yerlerde bizi bekleyen ismini bilmediğim çocuğum, size bir masal anlatsam şöyle başlardı…

Bir varmış, bir yokmuş… 

Bir diyar varmış. Bu diyarda herkes mutlu yaşarmış. Hiç bir çocuk açlıktan, savaştan, hastalıktan yada biz yetişkinlerin acımasızlığından ölmezmiş. Bu ülkede tüm çocuklar özgürce koşar, oynarmış. Hiç bir çocuk bir diğerini renginden, dilinden, zenginliğinden yada fakirliğinden dolayı yargılamazmış. Bunları yapanlar da bu diyardan içeriye giremezlermiş. 

Geçen yıl neredeyse hergün şahit olduğumuz o bomba, silah sesleri hiç ama hiç duyulmazmış. Onların yerine kuşlar, köpekler, kediler , koyunların sesleri, gülen çocukların sesleri olurmuş. Ben de dahil hiç bir anne çocuklarına kızmazmış burada.

Hiç bir anne kaygılanmazmış… “Acaba çocuklarımı kötü insanlardan nasıl koruyabilirim?” Diye…

Hiçbir anne, “çocuğumu tacizcilerden, tecavüzcülerden nasıl koruyabilirim?” diye panik atak olmak zorunda kalmazmış.

Televizyon seyretmekten, haber okumaktan korkmazmış kimse. Çünkü o korkunç haberler hiç yokmuş ki bu diyarda. Hiç bir bebek sırf kimliğinden dolayı katledilmezmiş. 

Bu diyara öyle her önüne gelen yetişkini almazlarmış. Çünkü bu diyardaki tüm çocuklar çok önemli, çok özelmiş. O çocukların incinmemesi için elinden gelenin de fazlasını yapıyorlarmış. Kimse kalabalıklardan uzak durmak zorunda kalmazmış. Çünkü orada hain bombalar yokmuş. 

O diyarda sevgiden başka bir şey yokmuş… Kimse kimseyi yargılamazmış dolayisiyla.

İşte çocuklarım sizin için böyle bir diyarı oluşturmayı o kadar isterdim ki, hiç bir şeyi bu kadar istememiştim ömrümde. 

Bu masal. Yetişkinler artık masallara inanmıyorlar. Aslında bu masalın gerçekleşmemesi hep biz Yetişkinler yüzünden… Biz kaçamayız bu dünyadan. Hiç bir şey olmamış gibi duyarsız, vicdansız da olamayız Çocuklarım. Ama mücadele edebiliriz. Bu iğrençlikleri değiştirmek için bir şeyler yapabiliriz. Polyanna değilim. Tüm DÜNYAYI aynı anda değiştiremeyiz ama önce kendimizden, sonra çevremizden başlayabiliriz.

Tek bir şey daha istiyorum sizden çocuklarım: içinizdeki çocuğu asla ve asla öldürmeyin…

Anneniz

Annelik Kadınlığından Vazgeçmek Değildir

  
12 gün önce doğum yaptım. Her lohusa kadın gibi, ben de çok yorgunum. Bu yorgunluğa Meera’nın, 4 numara olmasını da ekleyin. Çift kaşarlı tost misali, yeme de yanında yat. 

E ben de, saldım kendimi çayıra, Mevlam kayıra. Pijama resmi üniformam, aynalar düşmanım haline geldi ama ben bu halimden gayet de memnundum. Ta ki benim 4 yaşındaki JJ’im gözlerimi açana kadar.

Babannesi kılığına girmiş kurdu tanımaya çalışan kırmızı başlıklı kız misali, soru üzerine soru yağmuruna tuttu beni. 

“Anne, göbeğin niye büyük senin? Anne, popon niye bu kadar büyük senin? Anne, neden pijamayla dolaşıyorsun? Anne, niye makyaj yapmıyorsun?”… 

Aha Tuba dedim. 4 yaşındaki bebe böyle düşünüyorsa, David ne düşünüyor acaba? 

Kalktım. Bir duş aldım (Sıcak banyo sefasını, kim kaybetmiş ki ben bulayım.)  Resmi üniformamı attım üstümden, yaptım makyajımı. Bir kendime geldim. 

Evet kaybettiğim özgüvenim tavan yaptı yine. Küçücük şeylerle kendinizi mutlu edin. Evet annelik gerçekten de kolay değil. Pek zamanımız da, enerjimiz de yok. Ama Pala Remzi edasıyla da ortalarda dolaşmanın bir anlamı yok. 

Eğer biz mutlu olmazsak, çocuklarımız da, eşimiz de mutlu olamaz. 

Biraz Tartışmalı bir konu ama önce sen geliyorsun. 

Kalk, silkelen ve tekrar kendin ol. Anne olmak demek, kıyafetlerinden, kendinden vazgeçmen demek değildir. 

Anneler de kadın… Sen gerçekten çok özelsin. Ister biyolojik anne ol, istersen de sonradan anne ol. 

Annelerin de, çok güzel, bakımlı olabileceğini kendine tembihle. 

Unutma, sen mutluysan mutludur herkes…

Mükemmel Olmayan 6 Koca Sene

  
Ilkler hep başkadır. İlk öğretmenler, ilk arkadaşlar, ilk ev, ilk oyuncak ve ilk çocuk. Daha dün ne yediğimi hatırlayamayan ben, ilk öğretmenimin adını ve soyadını hiç unutmadım. O yüzden bu ilkler tezi benim için doğrudur.

Odelia. İlk bebeğim. Bana ‘annelik’ sıfatını veren ilk kişi. Bana insan vücudunun mükemmelliğinin farkındalığını gösteren ilk kişi. İlk gözbebeğimi kucağıma ilk kez almamın üzerinden koskoca 6 sene geçecek 5 Şubat günü. 6 koca sene.

Bu 6 sene bana birçok şey öğretti, birçok şey kattı. Ben bu 6 senenin her bir gününde mükemmellikten ne kadar uzak olunabilir diye deneyim ediniyorum. Birçok hatam oldu ve oluyor bu 6 senede. Evet bazen istemesem de, sabrımın sınırlarında dolaşmakta olan bebelerime cırladığım da oluyor. Bazen ekran saatlerinin sınırlarını aştığımız da oluyor. Evin her tarafının düzenden, temizlikten çooook uzak olduğu günler -evet bugünlerimiz diğerlerinden çok daha fazla- oluyor. Çoğu zaman bu kaosun tam ortasında, hormonlarımın bana verdiği yetkiye dayanarak salya sümük ağladığım ve olmak istediğim yerin, bu dağınıklıktan, Gürültüden başka bir yer olduğunu düşündüğüm çok oldu ve oluyor. 

Mesela beyaz kıyafet giyenleri kıskandığım bir gerçek. Bu 6 yılda başka bir çok hatalarım oldu ve ben hiçbir dakika mükemmel  değildim, olmadım. Anneliğimin tartışılacak çok yanı var. Düzeltebildiğim kadarını, düzeltmeye çalışıyorum. Ama bu benim. 

Bana bunları öğretmeye ilk Başlayan Odelia oldu. Küçücük şeylere üzüldüm, küçücük şeylerde Dünya’nın en mutlu insani oldum. Bir kahkaha sesi tüm üzüntümü alıp götürdü. Küçücük bir elin yüzüme değmesi bana Polyanna’ya bakış açımı değiştirdi.

Mükemmel olmayan 6 koca sene, her defasında beni bağışlayan Odelia. Bu 6 sene önce hayatimın en iyi senelerine açılmış bir yelken oldu. Sadece bir başlangıç.

Iyi ki doğdun ilk bebeğim! Iyiki 6 sene önce kollarıma geldin… Nice nice mükemmel olmayan ama mutlu olduğumuz senelere. Hepimiz seni çok ama çok seviyoruz.

Kaybolmuş Kimliğim

Malesef bu sefer, annelikle ilgili veya çocuklarla ilgili bir tavsiye vermeyeceğim! Kusura bakmayın şimdiden!

Bu sefer kendimle ilgili küçük bir serzeniş diyelim!

Biz buraya taşındığımızdan beri, beni ben yapan çoğu şeyden vazgeçmeye başladım. Her zaman o kadar meşguldüm ki, çırpınmakta olan beni bile göremedim. Üstlendiğimiz “proje” bir hayli zor ve zamanımızın çoğunu alıyor. Öyleki çocuklarımla bile pek vakit geçirememeye başladım.

Ben bir fotoğrafçıyım ve buraya taşındığımızdan beri neredeyse fotoğraf makinesini elime almadım! Çünkü her elime aldığımda mülteci çocukların üzgün yüzlerini, umut olmayan gözlerini görmekten o kadar yoruldum ki, telefon hariç hiç fotoğraf çekmemeye başladım.

O kadar meşguldüm ki, kendi kimliğimi unuttum. O kadar çok hikaye dinledim, o kadar çok yas tuttum, bir sürü çocuğun geleceği hakkında o kadar kaygılandım ki, kendimin kim olduğunu unuttum. Bir noktadan sonra bu hikayelere olan hüznümü, dertlenişimi, gözyaşlarımı kaybettim. O kadar çok sarılması gereken yara vardı ki, sadece İNSAN olduğumu unuttum!

Tanrı’nın görevini yapmaya kalktım!

Ben sadece İNSANIM! Bu arada Tanrı’daki kendi kimliğimi unutmaya başladım. Ta ki iki gün öncesine kadar! 2 gün öncesine kadar çocuklarla dans eden ben yoktum artık, bu ve bunun gibi beni ben yapan şeylerden tamamen uzaklaşmıştım.

2 gün önce, o kadar kötü oldum ki, sabrımın son raktesindeydim, ruhum o kadar sıkıldı ki, koşup kameramı elime aldım. Dokunur dokunmaz, kaybolan kimliğimi tekrar buldum ben. Biliyorum çok saçma bir şey gibi, çok küçük bir şey ama Rab istediği zaman en ufak şeyle dahi bize kendini hatırlatıyor. O küçük gibi gözüken benim için dönüm noktası olan o anda, kaybettiğim her şeyi yeniden buldum sanki! Eski beni, Rab’deki kimliğimi, çocuklarıyla arkadaş gibi olan beni, eski o eşi! Her şeyi!

Tabi bu hikayeler yine beni her ne kadar üzse de, bu yaralara şifa vermek Rab’bin işi! O bir çok seyi değiştirecek! O, yaralı kalpleri iyileştirecek, çocukların geleceği O’nun ellerinde!

Sırtımda o kadar çok yük kalktı ki! O günden sonra elime aldığım kameradan çıkan, bazı fotoğraflar! Evet pas tutmuşum biraz… Zamanla artık!

DSC_0276 DSC_0482 DSC_0503 DSC_0514 DSC_0531 DSC_0545 DSC_0549

Abbey Bir Yaşında!!!

image

Abbey, tam tamına bir yaşında. Hala dün gibi doğumu hamileliğim. İki hafta geçmişti doğması gereken tarihten. Doktorlar sezeryan için ne kadar zorlasalar da korkutsalarda normal doğum için tutturdum. Zaten iki küçük çocuk evde bekliyordu. Sezeryanı Odelia’dan biliyordum. Birkez daha benim için çok zordu.
Sadece 6 saatlik sancıdan sonra aldık kucağımıza Abbey’i. O zamandan bu zamana tam 1 yıl geçti.
3 numaralı çocuk olmak kolay değil. Senden büyükler herşeyi üstünde deniyorlar. Taşımaya çalışırlarken seni kaç defa düştün. Sarılırlarken bayağa abarttıkları zaman çığlıklar atarken zar zor aldım seni ellerinden. Ama her defasında unutup tekrar tekrar gittin yanlarına hiç birşey olmamış gibi. En yaramazları, en hareketlileri, en sevgi arsızları sensin ama hepimiz seni çok seviyoruz. İyi ki doğdun Abbey, iyi ki senin annen olma gibi muhteşem bir sıfata sahip oldum.

image

image

Gerçek Sevinç

1382864_10152296165471101_152894034_n

Bunlar gerçek sevinç!

Üçünüzün o muhteşem yüzlerine baktığım zaman, bir birinize olan sevginizi görebiliyorum.

Hiç bir kelime, size sahip olduğum için ne kadar bereketlenmiş olduğumu anlatmama yetmez. Böyle bir kelime bulunamamış daha.

 Hayatın beni çamaşır yığınlarıyla, bulaşık dağlarıyla, düzenelerce iş ve sınırlı gelirle ödenmesi gereken faturalarla beni o meşgul ettiği zamanlarda, zaman zaman sizi haketmediğim kanısına varıyorum. Ama lütfen beni affedin! Bazen gerçek amacımı unutuyorum.

Siz 4’ünüz. (Hayır, yeni bir bebek yok. Eşimle beraber 4) 😉

Hala çok mutlu olmamdaki ve umudumun olmasının sebebi sizsiniz.

1979708_10152296165336101_1888008887_n

Annelikte sevinmem için o kadar çok neden var ki! Ne kadar uykusuz kalsam da önemli değil -dürüst olmak gerekirse uyku bir problem-  ama o pis bezlerden kaç kez kaka yıkadığım yada kaç defa sadece bir çişi yakalamak için olimpiyat yarışçılarından, ne kadar daha fazla efor sarfettiğim önemli değil.

Oturma odasını günde kaç defa süpürdüğüm pek önemli değil. (Mutfaktan bahsetmiyorum bile)

Sizinle hayal kurmaya çalışmam da pek önemli değil. Çoğu zaman afallıyorum.

Ama bana öğretmelisiniz, çocuklar. Evet, bazen anne de sizden öğrenmeli.

Ne kadar kolayca affetmeyi, bütün kalbinle bir insana güvenmeyi, etrafında bir çok şey olup biterken, küçücük şeylere gülmeyi sizlerden öğrenmeliyim.

1555289_10152296165176101_1221678178_n

Hata yaptığımda, keşke aklınızdan geçenleri söyleyebilseniz. Özellikle  sabahları!

Sadece çocuklar gibi sevebilsem. (Bu yüzden İsa, ‘Bırakın çocukları, bana gelsinler’ dedi)

Ama sizin beyinlerinizin, her dakika yeni birşeyler öğrendiğini gördüğümde o kadar çok seviniyorum ki!

Bana yeteneklerinizi gösterirken o heyecanınızı görmek!

İşte benim amacım!

dsc_1746

Bunları yazarken sabah ki zorlu saatlerimize rağmen hepiniz uyurken dahi sizi özlüyorum.

1958558_10152296165731101_1834374414_n